BAUGO · Transcript · · Updated
HST1001 - 3.hafta 1.bölüm – Transcript
Video by BAUGO · Watch the original on YouTube
Summary
AI-generated from the transcript. Verify details against the source video.
- Osmanlı İmparatorluğu sona ererken, buhranlar ve sıkıntılar içerisinde yeni bir Türk Devletinin doğuşu anlatılmaktadır.
- Avrupa dünyayı keşfetmeye ve yeni imkanlar ararken Osmanlı İmparatorluğu peşpeşe gelen askeri yenilgilerle bunalıma sürüklenmiştir.
- Avrupa'da yaşanan zihinsel dönüşüm ve milliyetler problemi sonrasında Osmanlı İmparatorluğu karşısında teba eşitliği gibi yeni bir problem ortaya çıkmıştır.

Use this video with Pro
Reading, copying and transcript downloads are free. Create saved AI results for this video with a signed-in Pro account ($9/month).
Transcript
Search ignores accents. All transcript text stays visible.
Değerli öğrenciler bugün üçüncü dersimizle beraberiz. Geçen haftaki derslerimizi hatırlarsak inkılap tarihi derslerimizin çok genel bir ifadeyle söyleyeyim.
Bir Türk Devleti sona ererken yeni bir Türk Devletinin doğuşunun tarihi olduğunu anlamışsınızdır. Kastettiğim, Osmanlı Türk İmparatorluğu sona ererken, buhranlar ve sıkıntılar içerisinde sona ererken yeni bir Türk Devletinin doğuşunu anlatıyoruz.
Tabi yeni bir Türk Devletinin doğuşu, onun temel değerleri, üzerinde yükseldiği anavun surları söylerken, bu uzun bir tecrübenin birikimiydi ve o tecrübeyi de Osmanlı tarihinin geriye doğru, nerelere kadar uzandığını anlamak için de çağdaşlaşma tarihi diye bir başlık gösterdik.
Ve bu başlıkta Cumhuriyet Reformları tecrübelerinin nerelerde başladığını incelemiştik. Şimdi Osmanlı çağdaşlaşma tarihinde 17. ve 18. yüzyıllarda yapılan ıslahatları da bir toparladık.
O dönemlerdeki yapılan yeniliklerde Batı'nın artık büyümeye başladı, Osmanlı İmparatorluğu ile olan dengeyken, dillehine değiştirmeye başladığını gördük. Bu durum orada bir yükselişe yolaçarken onunla tarihi ilişkilerini sürdüren Osmanlı İmparatorluğu'nda da genel bir bunalıma yol açmaya başladım.
Yani daha evvel de tersiydi. Osmanlı İmparatorluğu'nun o güçlü zamanlarındaki bahsettik. 16. yüzyıla, 17. yüzyıla kadar olan dönemlerden bahsettik. O zaman Osmanlı İmparatorluğu zengin, müreffeh ve güçlü iken bunalıma düşen Batı, Batı Avrupa toplumları ve devletleriydi.
Bildiğiniz üzere orası 16. yüzyılda bu bunalımdan çıkış yollarını aradı. Çok özetler. Bu bunalımdan çıkış yolu toplumun kendini tanıması ve kendi dışındaki dünyayı tanıyarak yeniden yorumlaması ilaydı.
Bugünkü bu günlerde hani çok yaygın olan bir ifadeyle söylersek işte 16. 17. yüzyıllar yeni bir dünya düzeninin kurulmaya başladığı dönemlerde. Şimdi dengeler ters döndü.
Avrupa'nın dünya ufku genişledi. Avrupa'nın dünya ufku genişledi. Yine bu tabirlerle, bugünün daha anlaşılır tabirleri de söyleyeceksek Avrupa kreselleşti.
Avrupa'nın coğrafya ufkuna Pasifik okyanusundan Akdeniz'de kadar olan bütün dünya girmeye başladı. Tabi onun yükselişi bu sefer kimi Buhra'na, bunalıma sürükledi Osmanlı İmparatorluğu'na.
Bu bunalımın da neler olduğunu ifade etmiştik geçen haftaki dersimizde, gerekçeleriyle beraber söyledik. Yine orayı bir tek kelimeyle toplayacak olursak artık Osmanlı Devlet'i peşpeşe gelen askeri yenilgiler, toprak kayıpları, ekonomik durumun sarsılması, sosyal asayişsizliğin yaygınlaşması ile bir prestij kaybına ve otorite kaybına doğru gitmeye başladı.
İşte bu bunalımın arkasından gelen bir çare ara iş var. Şimdi bu noktaya çok dikkat edin. Dengeler ters iken Avrupa çare arayış noktasında iken nereye yöneldi? Osmanlı İmparatorluğu çare ara iş noktasında iken nereye yöneldi?
Yani Avrupa şunu düşünmedi çare ara iş noktasında. Osmanlı İmparatorluğu ilerliyor, orduları sürekli galip geliyor. Orası Müslüman, biz Hristiyan deyip demek ki bizde bir yanlışlık var. Bari Osmanlı'nın küresel alemine girelim dediler mi?
Demediler. Ha ne yaptılar? Dünyayı keşfe, yeni imkanlar ve yeni güçler aramaya çabaladılar. İşte burada bilimsel zeka, insan oğlunun kendi dışındaki dünyaya bakış açısı çok önemli.
Şurada diyebiliriz yani aynı yıllarda ne yazık ki Osmanlı İmparatorluğu'nda böyle bir yönelim olmadı. Ama malum ki bu yönelimin temeli yine bahsettiğimiz gibi yeni bir insan tipinin dolmasındadır toplumda.
Bunun da kökür, akıl ve ilim. Bunun arkasından gelen ne? İnsanın dünyayı tanıması ve doğru yorumlaması. Bunun arkasından gelen ne? Keşif ve icat.
Yani bu sarsılmaz bir zihinsel süreçtir yani. Arkasından gelen keşif ve icat. Ama şimdi Osmanlı dönemine baktığımızda böyle bir durum ne yazık ki yok. O zaman ne oldu çaresizliği veya niliği diyelim açmazı söyledik geçen haftaki dersimizde.
Osmanlı Devleti çaresiz olarak bu durum bunalımdan çıkmanın yollarını batıya doğru yine batıya doğru yönelmekte buldu. İşte bu sebepten evvela şöyle yaptı yine başlangıç noktasında da ama hata ama değil yorumlayabilirsiniz.
Başlangıç noktasında da her şeyin askeri olarak değerlendirdiler. Ordularımız yeniliyor evvela bunun bir çaresini aradılar. O zaman işte askeri alanda ıslahatlarla iş başladı. Fakat bu ıslahatlara da çeşitli devletin yönetim kademelerinde ve sosyal hayatta birtakım kitlelerin çıkarları ile çatıştığından hemen yeni yapılan reform programlarına genç Osman'dan şimdi konuşacağımız
Abdülmecid dönemine, tanzimata kadar hemen bir muhalif grup ortaya çıktı. Bu muhalif grubun elinde iki güç var. Biri güç. Şimdi ki tabirinde süngü güçü. Güç. Yeniçeri askeri.
Güç var. Bu padişahı deviriyor, ayaklanıyor. Bu ayaklanmadan milyonlarca kilometre kare büyüklündeki imparatorluğun haberi bile yok. Her şey İstanbul'da oluyor. Bir miktar Yeniçeri yöneliyor.
Peki bu Yeniçeri'nin yaptığı bu hareket, bu eylem padişahı devirme eylemi ki bu padişah onun tanrını vekili diye biad ettiği padişahtır. Gördünüz ki kafasını kesiyor.
Daha doğrusu genç Osman'ın tahtan indirilmesi sırasında Yeniçeri'lerin ona yaptığı muamireleri pek anlatmadım ben size. Genç Osman hakikaten çok genç yaşlarda, 18-20 yaşlarında ve genç olarak da güzel bir genç.
Evet, çok aşağılaycı muamirelerde bulundular. Tanrının vekili diye biad ettikleri Halife padişahı karşı. Peki onlar bunu nereden alıyorlar? Bunu ellerindeki güçten alıyorlar, silahtan alıyorlar yani.
İkincisi nereden alıyorlar? Devlet yönetimin zirvesindeki entrikalardan güç alıyorlar. Çünkü o entrikala siyasi ikballeri için onları kullanıyorlar. Bu arada onların ne karı var?
Onların karı çok basit. Ulufeleri artacak yani maaşlarını iyi alacaklar. Efendim talim ve terbiye hususunda fazla sıkıştırılmayacaklar. Yani eskisi gibi keçeye pala sallayacaklar.
Mesela böyle yapacaklar. Gücü nereden alıyorlar? Devletin zirvesindeki entrikalardan. Peki başka nereden gücü alıyorlar öyle ya? Bu güç bir meşru ulaşacak, bir şekilde meşru ulaşacak. O zaman o gücü de işte ulema sınıfından alıyorlar.
Ulema yani din adamları ve medese mensuplarından o gücü alıyorlar. Çünkü onların da elinde yapılan eylemi meşru ulaştıracak fetva gücü var. Fetva gücü nedir?
Evet medese hocaları ve ulema dedik de fetva'nın temel meşru üyeti de dinseldir yani. Fetva'nın genel metne şöyledir. Üzerinde yazılır. Şeyi Lüstem'a sorulacak olan şey. Meşru üyet istenecek şey yazılır.
Şöyle şöyle şöyle olduğunda böyle böyle böyle olduğunda tahtan indirilmesi şer an uygun mudur der. Şer an dinsel rukuka göre uygun mudur der. Olay neyse. Ve Şeyi Lüstem de altına yazar. El cevap uygundur. Mesela katli uygun mudur?